Asil Özbay, Afrika boyunca gerçekleştirdiği uzun yolculuğunu tamamladıktan sonra bu sıra dışı deneyimlerini “Afrika Yol Hikâyeleri” adlı kitabında bir araya getirdi. Kıtayı sadece bir rota değil, yaşayan bir hikâye olarak anlatan Özbay; farklı coğrafyalarda karşılaştığı insanlar, kültürler ve zorlukların kendisinde derin bir dönüşüm yarattığını ifade ediyor.
Röportaj: Ahmet KUT
Tek başına kıtalar arası yolculuk yapmak ciddi bir cesaret gerektiriyor. Yola çıkmadan önce en çok hangi zorluklardan çekiniyordunuz?
Açıkçası en çok dış dünyadan değil bilinmezlikten çekiniyordum. Bir ülkede nerede kalacağım, bir sorun yaşadığımda kime ulaşacağım, motosiklette teknik bir problem olursa bunu tek başıma nasıl yöneteceğim gibi sorular zihnimi çok meşgul ediyordu. Aslında beni zorlayan şey tam olarak belirsizlik duygusuydu. Ama zamanla bu duyguyla savaşmak yerine onunla yaşamayı öğrendim. Hatta bir noktadan sonra belirsizliği sevmeye başladım; çünkü en çok o anların bana yeni şeyler kattığını, beni dönüştürdüğünü ve en güçlü hikâyelerimi yine o belirsizliklerin içinden çıkardığımı gördüm

Afrika yolculuğunuz, diğer rotalarınıza göre nasıl bir deneyimdi? Sizi en çok etkileyen ülke veya an hangisiydi?
Afrika benim için bir rota olmaktan çok daha fazlasıydı; çok katmanlı bir insanlık deneyimiydi. Daha önce geçtiğim coğrafyalarda manzara, yol ve kültür beni etkiliyordu; Afrika’da ise bunlara ek olarak insanın özüyle, kırılganlığıyla ve dayanıklılığıyla daha çıplak biçimde karşılaşıyorsunuz. Tek bir ülke söylemek zor ama Namibya’da çölde, karanlık çökerken ve benzinin azalmakta olduğunu hissederken yaşadığım an bende çok derin iz bıraktı. Orada hem korkuyla hem yalnızlıkla hem de hayatta kalma içgüdüsüyle aynı anda yüzleştim.

Farklı coğrafyalarda motosiklet kullanmanın en büyük farkları neler?
En büyük fark aslında sadece yolun fiziksel yapısı değil; yolun kültürü. Bazı ülkelerde trafik daha sistemli ve öngörülebilirken, bazı yerlerde tamamen akışa, sezgiye ve dikkat seviyenize güvenmeniz gerekiyor. İklim, asfalt kalitesi, sürücü davranışları, hayvan geçişleri, sınır bölgeleri, hatta insanların size bakışı bile sürüş deneyimini değiştiriyor. Motosiklet üzerinde bunu çok daha yoğun hissediyorsunuz, çünkü kapalı bir aracın içinde değilsiniz; coğrafyayla doğrudan temas halindesiniz.

Sürüş alışkanlıkları ve yol koşulları sizi nasıl etkiledi?
Beni en çok etkileyen şey, her coğrafyanın sizden farklı bir sürüş karakteri talep etmesi oldu. Bir yerde sabır gerekiyor, bir yerde refleks, bir yerde teknik beceri, bir yerde ise sadece sakin kalabilmek. Afrika’da kimi zaman çok bozuk yollarla, kimi zaman toprakla, kumla, çukurlarla, yoğun sıcaklıkla ve öngörülemez sürüş alışkanlıklarıyla karşılaştım. Bu yüzden benim için en fazla beceri, dikkat ve dayanıklılık gerektiren coğrafya Afrika kıtasıydı.
Yolculuklarınız boyunca motosikletinizle ilgili yaşadığınız en kritik teknik problem neydi ve bunu nasıl çözdünüz?
Yolculuklarım boyunca yaşadığım en kritik teknik sorunlardan biri Rusya’daydı. Bulunduğum yerde motosiklet servisi yoktu ve ilk anda çözüm bulmak gerçekten zor görünüyordu. Ama panik yapmak yerine mevcut imkânlara odaklandım. Motosikletimin kullanım kılavuzunu indirip Rusça versiyonunu buldum, sonra bunu bir traktör tamir ustasına gösterdim. Birlikte sorunu anlamaya çalştık, parça sipariş ettik ve sonunda çözüm bulduk. Yolda her sorunun mutlaka bir çözümü var. Önemli olan panik yapmamak, soğukkanlı kalmak ve yolun getirdiği zorlukları da yolculuğun bir parçası olarak kabul etmek.

“Afrika Yol Hikâyeleri” kitabınızın ortaya çıkış sürecini anlatır mısınız? Bu kitabı yazarken okuyucuya en çok neyi hissettirmek istediniz?
Bu kitap, yalnızca gezdiğim ülkeleri anlatma isteğinden doğmadı. Aslında bu kitabı yazma ihtiyacım, yolda karşılaştığım insanları, duyguları ve içimde dönüşen tarafları kaybetmek istemememden doğdu. “Afrika Yol Hikâyeleri” bir gezi rehberi ya da sadece anı kitabı değil; insanın yolda kendine yaklaşmasının hikâyesi. Okuyucunun bu kitapta sadece mesafeleri değil, insan kırılganlığını, cesaretini ve dönüşümünü de hissetmesini istedim.
Motosikletle uzun yolculuk hayali kuran ancak cesaret edemeyenlere ne önerirsiniz? Nereden başlamalılar?
Bence önce dünyayı değil, kendi çevrelerini keşfederek başlamalılar. İnsan bazen çok büyük hayaller kuruyor ama ilk adımı küçümsediği için hiç başlayamıyor. Oysa bir hafta sonu rotası, kısa bir kamp, yakın bir şehir yolculuğu bile insanın özgüvenini ciddi biçimde değiştiriyor. Uzun yol bir anda çıkılan bir şey değil; küçük mesafelerde kazanılan deneyim, refleks ve güvenin birikmesiyle başlıyor. Önce mükemmel olmayı değil, başlamayı hedeflemek gerekiyor.
Son olarak Afrika Yol Hikâyeleri’ni okuyanlar, kaçış hikâyesi ile mi karşılaşacaklar yoksa gezgin ruhlu bir kadının seyahat anılarına mı ortak olacaklar?
Bence bu kitap bir kaçış hikâyesi değil. Tam tersine, insanın kendinden kaçamadığını ama yolda kendine daha dürüst bakabildiğini anlatan bir kitap. Elbette içinde seyahat, coğrafya, yol ve macera var; fakat asıl olarak bir kadının, bir insanın, yolda hayatla ve kendisiyle kurduğu ilişkinin hikâyesi. Yani okur sadece bir gezginin anılarına değil, dönüşümüne, kırılmalarına, cesaretine ve iç yolculuğuna da ortak olacak.


